7 Şubat 2012 Salı
Otizm Tedavisinde Yeni Gelişme
Bilim adamları, erken teşhisi önemli, ancak bir o kadar da zor olan otizmhastalığına 10 dakikada tanı konulmasını sağlayabilecek bir yöntem geliştirdi.
İtalyan La Stampa gazetesinin haberine göre, İngiltere’deki Psikiyatri Enstitüsünden Chiristine Ecker ve ekibi tarafından geliştirilen özel bir yazılım yardımıyla kullanılan manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemiyle sosyal etkileşimi ve iletişimi engelleyen bir gelişim bozukluğu olan otizm dakikalar içerisinde teşhis edilebilecek.
Geliştirdikleri programın, hastalığın tanısına yardımcı olan anatomik özellikleri belirleyebildiğini kaydeden Ecker ve ekibi, bunun doğruluğunu ispatlamak için 20 otistik yetişkine, dikkat eksikliği olan 20 kişiye ve 20 sağlıklı bireye MR’la beyin taraması yaptırdı.
Elde edilen verilerin analizinde geliştirdikleri programı kullanan bilim adamları, bu şekilde otizm vakalarının teşhisinde yüzde 90 oranında başarı elde etti.
Bilim adamları, geliştirdikleri tekniğin, çocuklarda otizme erken tanı konulmasında etkili olabileceğine dikkati çekti.
Nasıl Uygulanıyor?
İşitsel Eğitim'de Dr. Guy Berard'ın buluşu olan "audiokinetron" adlı bir cihaz kullanılıyor. Bu cihaz başka bir ses kaynağından verilen sesleri modüle ediyor, sesleri 15 - 25 bin frekansa kadar değiştirebiliyor. Bir kaset ya da diskçalarla bağlantılı olarak kullanılan "audiokinetron" programlanarak, hastanın durumuna, ihtiyaçlarına göre frekanslar arttırılabiliyor. İstenmeyen frekanslarsa yok edilebiliyor. Sağ ve sol kulağa ayrı ayrı desibelde, volümde ses verilebiliyor. Müzik türünün tedavide bir önemi yok. Ama çocukların zevkle dinleyebilmesi için melodik, zengin ritmli müzikler tercih ediliyor. Çeşitli frekanslar beynin ilgili bölümlerine bu müziğin içinden kamufle edilerek yollanıyor. Beyne ulaşan bu ses dalgaları beynin bazı bölgelerini uyarıyor ve tüm frekans eşiklerini eşit düzeye getirerek aşırı duyarlılık, asimetrik ya da ağrılı algılamayı ortadan kaldırıyor ya da minimuma indiriyor.
İşitsel Eğitim günde iki kez 30'ar dakikalık seanslarla iki haftada gerçekleştiriliyor. Toplamı 10 saat olan 20 seansta tedavi tamamlanıyor. Tedavinin etkileriyse onbeş gün - altı ay içinde görülebiliyor. Altı ay sonunda istenen gelişme sağlanamamışsa tedavi tekrarlanıyor.
Otistik, Disleksi Ve Hiperaktif İşitsel Egitim
Avrupa ve ABD'de otistik, disleksi ya da hiperaktif çocukların tedavisinde uzun süredir kullanılan bir yöntem: Zihinsel bozukluklar ve işitsel algı problemleri müzik yoluyla düzeltiliyor. Türkiye'de de psikolog doktor Murat Güvençer'in uyguladığı yöntemde başarı oranı yüzde 75.
İlkokul ikinci sınıf öğrencisi M.K., sınıfındaki diğer çocuklar gibi kıpır kıpır, cıvıl cıvıl. Oysa iki yıl öncesine kadar hayatla bağları kopuktu, "boğuk boğuk öten sesler"le çevrili dünyasında tek başınaydı. "Oğlum yedi yaşındaydı ama konuşamıyordu. Elliye yakın kelime biliyordu ama bunları yerli yersiz kullanıyor, hiç cümle kuramıyordu. Onunla konuşmayı milyonlarca kez denedim, beni anlayamıyordu, sanki başka bir dünyadaydı" diye anlatıyor annesi o günleri...
Bebekken orta kulak iltihabı geçirmişti M.K. İlerleyen yaşına rağmen konuşmayı sökemeyince, işitme problemi olabileceği düşüncesiyle doktorlara taşındı. Ama kulaklarında fiziksel bir sorun yoktu, duyabiliyordu. Bu kez, otistik ya da hiperaktif olabileceği şüphesiyle davranışları bir kasete çekilip İngiltere'deki uzmanlara yollandı. Hayır, otistik de değildi. Annesi kendini onun tedavisine adamıştı ama sonuç alınamıyordu. Bir gün gazetede "işitsel tedavi"den, "konuşamayan çocuklar"dan bahseden bir yazı okudu ve psikolog doktor Murat Güvençer'in kapısını çaldı. M.K.'da zihinsel gelişme bozukluğu vardı, hemen "İşitsel Eğitim"e başlandı. Annesinin deyimiyle şimdi "bülbül gibi" konuşuyor. "Bir zamanlar 'boğuk boğuk öten' bir ses olarak algıladığı tüm kelimeleri, cümleleri ve şarkıları; yedi yıl boyunca soramadığı, öğrenemediği herşeyi şimdi keşfediyor."
İşitme = davranış
İşitsel Eğitim (Auditory Integration Training) otizm, hiperaktivite, disleksi, Rett's Disorder, Asperger's Disorder gibi zihinsel gelişme bozukluğundan kaynaklanan hastalıkların tedavisinde uygulanan ampirik bir tedavi yöntemi. Fransız kulak - burun - boğaz uzmanı Guy Berard bu yöntemi tam 30 yıllık çalışma sonucunda geliştirmiş. Avrupa ve ABD'deki çeşitli otizm merkezlerinin yürüttüğü 12 araştırma, bu yolla tedavinin olumlu sonuçlar verdiğini ama yöntemin tam olarak nasıl çalıştığına dair bilimsel bir kanıt olmadığını söylüyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) da yeterli araştırma olmadığından tedavi yöntemini henüz onaylamamış. Ancak İşitsel Eğitim, ABD'de ve Avrupa'da 15 ülkede 10 yılı aşkın bir süredir uygulanıyor. Türkiye'deki geçmişi ise sadece iki yıllık; İşitsel Eğitim'in tek uygulayıcısı olan psikolog doktor Murat Güvençer, aynı zamanda bu yöntemi Türkiye'ye getiren kişi.
"İşitsel Eğitim'i ilk kez 10 yıl kadar önce duyduğumda inandırıcı gelmemişti. Bunun alternatif tedavi ya da para tuzağı olduğunu söyleyenler vardı. Ama birkaç yıl sonra yabancı basında yeniden karşıma çıktığında ilgimi çekti" diyor Güvençer. Fransa'ya gidip Dr. Berard'ın öğrencisi olan Güvençer, bu tedavi yönteminin işitsel ve ruhsal rahatsızlıklar arasında bir köprü kurduğunu söylüyor: "Dr. Berard bu tedaviyi önceleri işitsel problemleri olan hastalara uyguluyormuş. Ama bir defasında hem işitsel problemi olan hem de ağır depresyon geçiren bir hastasının, tedaviden sonra ruhsal olarak da iyileştiğini görmüş. Ve işitsel problemlerin ruhsal dünyayla ilişkisi olduğunu, hatta otizm, disleksi gibi hastalıkların temelinde işitsel problemlerin yattığını düşünerek çalışmalarını zihinsel bozuklukları olan çocuklar üzerinde yoğunlaştırmış."
İşitsel Eğitim'in mimarı Dr. Berard "Hearing Equals Behavior / İşitme Eşittir Davranış" adlı kitabında otizm ve benzeri hastalıklarla işitsel algılama arasında bir bağ olduğunu söylüyor. Berard'a göre sesleri algılamada problemler yaşayan beyin bunu düzeltmeye çalışırken yorgun düşüyor ve bu durum sinir sistemini etkiliyor. Dr. Güvençer de Berard'ı destekliyor: "Zihinsel gelişme bozukluğu olan çocuklarda işitme kaybı olmaksızın hassas işitme, ağrılı işitme ya da asimetrik işitme olabilir. Örneğin çocuk bin frekans bir sesi her iki kulaktan eşit almayabilir ya da bazı frekanslara diğerlerinden daha hassas olabilir; örneğin arı vızıltısını kamyon geçiyormuş gibi duyabilir. Müzik dinlerken sesin sürekli olarak bir açılıp bir kısıldığını düşünün; işte bu tür problemleri olan çocuklar dünyayı böyle algılarlar. Dolayısıyla da bu durum zihinde büyük karışıklığa sebep olur. Beyne etki eden her tür algı bozukluğu dikkat dağınıklığı, zihinsel yorgunluk, duygusal gerilim ve ruhsal bozukluklara sebep olur."
İşitsel Eğitim'e göre beyindeki bu karışıklığı düzeltmenin yolu işitsel algılardaki problemleri çözmekten geçiyor. İşitsel algılama düzeltilirse otizm ve disleksi, hiperaktivite gibi otizmle bağlantısı olan hastalıkların kalıcı tedavisi mümkün olabiliyor.
Mucize değil devrim
"Kızım İrem üç yaşına geldiğinde hâlâ konuşamıyordu" diyen Aslı Şen, Dr. Güvençer'e başvuran annelerden biri. "Kızım bazı seslere de aşırı duyarlıydı, örneğin çamaşır makinesinin sesinden çok korkuyordu. Çok da içine kapanıktı." Aslı Hanım, İrem'in fiziksel bir sorunu olmadığını öğrenince Dr. Güvençer'e başvurmuş. 1.5 yıllık tedavi son derece başarılı bir sonuç vermiş, İrem daha tedavinin ilk haftasında bir - iki kelime söylemeye başlamış. Altı ay sonra tedavi tekrarlandığında İrem'in dili tamamen çözülmüş, çevreyle iletişimi gelişmiş.
Dr. Güvençer bu tedaviyi iki yılda 150 hasta üzerinde uygulamış. "Bunların yüzde 90'ı otistik ya da otistik komponenti olan rahatsızlıklardı" diyor. Tedavi ettiği hastaların yüzde 75'inin son derece olumlu, hatta mucizevi gelişmeler gösterdiğini de sözlerine ekliyor.
"Otizm bir iletişim hastalığıdır" diyor Özgüvenç. "Kendi dünyasında yaşayan bu hastaların etrafla iletişimi, lisanı iletişim amaçlı kullanımı kısıtlıdır. Filmlerde görmüşsünüzdür; elleriyle kulaklarını kapatmaları, seslere aşırı tepki vermeleri hatta kriz geçirmeleri bunun bir göstergesidir. Otizmi tamamen tedavi etmek mümkün değil ama çocuğun işitsel bozuklukları giderilirse dışarıyla iletişimi kolaylaşacaktır. Çocukların diğer tedavilerle beş - on yılda katedebilecekleri yolu bu tedaviyle 15 gün - altı ay gibi kısa bir sürede alabilmek bu alanda gerçekten devrim sayılabilecek bir gelişme!"
Eskiden otistikti...
Zeynep Saatçioğlu 15 yaşındaki oğlu Cem'in otistik olduğunu söylüyor. "Konuşmakta ve algılamakta zorluk çekiyor, bazen bazı şeyleri beş kez anlatmak gerekiyordu. Normal bir okula gidiyordu ama sürekli eğitim takviyesi alıyordu. Orta bir öğrencisi olmasına rağmen ayakkabısını, kravatını bağlayamıyor, yalnız başına dışarı çıkamıyordu." Cem'in bu durumunu düzeltebilmek umuduyla Hacettepe Üniveritesi'ndeki uzmanlara başvuran ailesi, "otistik olduğu için yapacak bir şey olmadığı" cevabını almış. Üç yaşından beri doktorluğunu yapan Dr. Güvençer iki buçuk yıl kadar önce İşitsel Eğitim'i Türkiye'ye getirince, bu yöntemi Cem'de uygulayabileceklerini söylemiş. Tedavi olumlu sonuç vermiş. "Cem şimdi yaşıtlarıyla aynı düzeyde. Düşünüşünde, davranışında, okul hayatında büyük gelişme oldu. Sınıfın en alt seviyesindeyken şimdi en iyiler arasında" diyor anne Zeynep Saatçioğlu.
Pekçok anne - baba bunu "mucizevi bir tedavi" olarak nitelendirse de, Dr. Güvençer İşitsel Eğitim'in, uyguladığı hastaların yüzde 30'unda hiç etkisi olmadığını söylüyor. "Ama tedavi ettiğim hastaların yüzde 75'inde büyük gelişmeler oldu, hatta bazıları dev adımlar attı. Bu gerçekten umut verici ama bunu 'mucize tedavi' olarak nitelemek yanlış olur." Güvençer ne derse desin, artık yüzü gülen ailelerin ortak kanısı şu: "Kaybedecek bir şey ya da bir yan etki yok. Çocuklarımızın geleceği için denemeye değer."
Otizm'de Diyet Tedavisi: Glutensiz Kazeinsiz Beslenme
Genel olarak sindirimi zaten zor olan gluten ve kazeinin, dunya genelinde, cesitli alerjilere veya sindirim sitemini ilgilendiren hastalik ve hassasiyetlere yol actigi zaten bilinmekte, mesela gluten intoleransinin yol actigi colyak hastaligi gibi. Fakat gecen yuzyilin baslarinda bazi uzmanlar, gluten ve kazein ile bazi sinir sistemi problemleri arasindaki ciddi baglantiya dikkat cekmeye basladilar. Gunumuzde de glutenin bazi tur sizofreni ve diger sinir sistemi bozukluklariyla iliskisi en azindan bazi uzmanlar tarafindan kabul edilmekte.
Yine bircok otistik cocuktaki sindirim sistemi sorunlarinin yaygin varligi (kabizlik, ishal, kusma vs), otistik cocuklar tarafindan daha cok gluten ve kazein iceren urunlerin takintili bir sekilde tercih edilmesi, bazi uzmanlarda, otizm ile gluten ve kazeinin bir iliskisi olabilecegi ihtimalini uyandirmistir. Bunun tetkini yapmak aslinda o kadar zor degil. Metabolik hastaliklar ve otizm uzerine uzman bir hekime basvurdugunuzda eminim bunun tesbiti kolaylikla yapilabilir. Bugun glutensiz ve kazeinsiz diyeti deneyen otistik cocuk ailelerinin buyuk bir cogu, diyetten oldukca faydalandiklarini cesitli internet siteleri ve konferanslarda belli ediyorlar. Yalniz bu diyetin faydasi her hekim tarafindan kabul edilmiyor. Bu malesef yine benim alanimin biraz disina kaciyor. Sanirim en dogrusu, yukarda da belirttigim gibi, uzman bir hekimin gorusune basvurmak. En altta sagda faydali yazilar kategorisi altinda Prof. Dr. Ahmet Aydin'in otizm ve beslenme uzerine olan bir calismasini iceren linki koydum. Ozellikle aileler icin oldukca yararli bilgiler icerdigini dusunuyorum.
21 Ekim 2009 Çarşamba
Otizm Tamamiyla Tedavi Edilebilir mi?
7 Ekim 2009 Çarşamba
Kaynaklar
KAYNAKLAR
· Aronsson AM; Lind B, Nylander M, Nordberg M; Dental amalgam and mercury. Biol Metals 1989; 2:25-30
· Baird G, Simonoff E, Pickles A et al., Prevalence of disorders of the autism spectrum in a population cohort of children in South Thames: the special needs and autism project (SNAP), Lancet 368 (2006) (9531), pp. 210–215.
· Baker SM. Clinical strategies in autism. In: Rimland B, ed. DAN!(Defeat Autism Now!) Spring 2002 Conference Practitioner Training. San Diego, CA: Autism Research Institute; 2002. www.antismresearchinstitute.com
· Barregard L, Lindtedt G, Shutz A, et al. Endocrine function in mercury exposed chloralkali owkers. Occup Environ Med 1994, 51 (8)536-540.
· Bertrand J, Mars A, Boyle C, et al. Prevalence of autism in a United States population: the Brick Township, New Jersey, investigation. Pediatrics 2001; 108:1155-1161.
· Biagazzi M, Pierlguigi E; Autoimmunity and heavy metals. Lupus 1994;3:449-453.
· Bjorkman L, Sandborgh-Englund G, Ekstrand J. Mercury in salvia and feces after removal of amalgam fillings. Toxicol Apply Pharmacol 1997;144:156-162.
· Blaxill MF, Baskin DS, Spitzer WO. Commentary: Blaxill, Baskin, and Spitzer on Croen et al. (2002), the changing prevalence of autism in California. J Autism Dev D/sord 2003;33:223-226.
· California Department of Developmental Services. Autistic Spectrum Disorders Changes in the California Caseload An Update: 1999 through 2002. Sacramento, Calif.: State of California; 2003.
· Chang YC, Yeh C, Wang JD. Subclinical neurotoxicity of merucyr vapor revcelaed by a multimodality evoked potential study of chloralkali workers. Amer J Ind Med 1995;27(2):271-279.
· Clarkson TW; Mercury - an element of mystery. N Engl J Med. 1990;323:1137-1139
· Dondero F, Lenzi A, Lombardo F, Gandini L; Therapy of immunologic infertiilty. Acta Eur Fertil 1991;22:139-145
· Duhr E, Pendergrasss C, Kasarskis E, Slevin J Haley B; Mercury induces GTP-tubulin interactions in rat brain similar to those observed in Alzheimer's disease. FASEB J 1991; 5:456.
· Edelson SB, Cantor DS. Autism: xenobiotic influences. Toxicol Ind Health 1998;14:799-811.
· Escheverria D, Hever N, Martin MD, Naleway CA, Woods JS Bittner AC; Behavioral effects of low level exposure to mercury among dentists. Neurotxicoly Teratol 1995;17:161-168
· Frombonne E. Prevalence of childhood disintegrative disorder. Autism, 2002; 6(2): 149-157.
· Frustaci A, Magnavita N, Chimenti C, et. al; Marked elevation of myocardial trace elements in idiopathic dilated cardiomyopathy. J Am Coll Cardiology 1999;33:1578-83
· Gerhard I, Monga B, Waldbrenner A, Runnebaum B Heavy metals and fertility. J Toxicol Environ Health 1998;21;54(8):593-611
· Gerhard I, Frick A, Monga B: Diagnosis of mercury body burden. Clin Lab 1997;43:637-647
· Harrison IA; Some electromchemical features of the in vivo corrosion of dental amalgams. J Appl Electrochem 1989;19: 301-310
· Hirsch F, Kuhn J, Ventura M, Vial MC, Fournie G, Druet P; Production of monoclonal antibodies. J Immunol 1986;136:3272-3276
· Hultman P, Johansson U, Turle S,J, et al: Adverse immunological effects and autoimmunity induced by dental amalgam and alloy in mice. FASEB J 1994;8:1183-1190
· Kidd PM. Attention deficit/hyperactivity disorder (ADHD) in children: rationale for its integrative management. Altern Med Rev 2000;5:402-428.
· Klassen CD. Heavy metals and heavy-metal antagonists. In: The Pharmacological Basis of Theraputics, 8th edition(Gilman AC, Rall TW, Niew AS, Taylor P, eds) pp. 1598-1602. Pergamon Press, New York 1990.
· Korvatska E, Van de Water J, Anders TF, Gershwin ME. Genetic and immunologic considerations in autism. Neurobiol Dis 2002;9:107-125.
· Lorschider, F, Vimy MJ, Summers, AO: Mercury exposure from "silver" tooth fillings: Emerging evidence questions a traditional dental paradigm. FASEB J 1995; 9:504-508
· Marek M. Dissolution of mercury vapor in simulated oral environments. Dent Mater 1997 Sep;13(5):312-5.
· Mark R Blaxill. What's Going On? The Question of Time Trends in Autism. Public Health Rep. 2004; 119(6): 536–551.
· McFadden SA. Phenotypic variation in xenobiotic metabolism and adverse environmental response: focus on sulfur-dependent detoxification pathways. Toxicology 1996;111:43-65.
· Mitchell SC, Waring RH. The deficiency of sulfoxidation of S-carboxymethyl-L-cysteine. Pharmacol Ther 1989;43:237-249.
· Moszczynski P, Lisiewica J, Bartus R, et al. Lymphocytes T and NK cells in men occupationally exposed to mercury vapors. Int J Occup Med Environ Health 1995 8(1):49-56.
· Newschaffer CJ, Falb MD, Gurney JG. National autism prevalence trends from United States special education data. Pediatrics 2005;115:e277-e282.
· Ngim CH: Chronic neurobiological effects of elemental mercury in dentists. Br J Indust Med 1992;49:782-790
· Nierenberg DW, Nordgren RE, Chang MB, et al. Delayed cerebellar disease and death after accidental exposure to dimethylmercury. N Engl J Med. 1998;338(23): 1672-1676
· Nylander M, Frierg I, Lind B; Mercury concentrations in the human brain and kidneys in relation to exposure from dental amalgam fillings. Swed Dent J 1987;11:179-187
· Pendergrass JC, Haley BE, Vimy MJ, et al. Mercury vapor inhalation inhibits binding of GTP to tubulin in rat brain: similarity to a molecular lesion in Alzheimer diseased brain. Neurotoxicology. 1997;18(2):315-24.
· Pendergrass JC, Haley BE. Inhibition of brain tubulin-guanosine 5'-triphosphate interactions by mercury: similarity to observations in Alzheimer's diseased brain. Met Ions Biol Syst. 1997;34:461-78.
· Rodier P, Hyman S. Early environmental factors in autism. Ment Retard Dev Disabil Res Rev 1998; 4:121-128.
· Rowlands AS, Baird DD, Weinberg CP, Shore DL, Shy CM, Wilcos AJ. The effect of occupational exposure to mercury vapor on the fertility of female dental assistants. Occup Environ Med 1994;51:28-34.
· Rutter M. The Emanuel Miller Memorial Lecture 1998. Autism: Two-way interplay between research and clinical work. J Child Psychol Psychiatry 1999;40:169-188.
· Schwartz J. Low-level lead exposure and children's IQ: a meta-analysis and search for a threshold. Environ Res 1994;65:42-55.
· Siblerud RL; The relationship between mercury from dental amalgam and mental health. Am J Psychotherapy 1989;18:575-587Stokstad E. Development. New hints into the biological basis of autism. Science 2001;294:34-37.
· Skare I, Engqvist A., Human exposure to mercury and silver released from dental amalgam restorations. Arch Environ Hlth 1994;49:384-394
· Summers AO, Wireman J, Vimy MI, Lorscheider FI, Marshall B, Levy SB, et al; Mercury released from dental Asilver@ fillings provokes an increase in mercury and antibiotic-resistant bacteria in oral and intestinal floras of primates. Antimicrob Agents and Chemother 1993;37:825-834
· Svare CW, Peterson LC, Reinhardt JW, Boyer DB, et.al; The effects of dental amalgams on mercury levels in expired air. J Dent Res 1981;60:1668-1671
· Toxicological Profile For Mercury. U.S.Department Of Health & Human Services, Agency for Toxic Substances and Disease Registry, March 1999 Published by Division of Toxicology/Toxicology Information Branch, 1600 Clifton Road NE, E-29, Atlanta, Georgia 3033
· The toxicological profile of mercury. 1994 publication by the US Department of Health and Human Services (Agency for Toxic Substances and Disease Registry, Division of Toxicology; 1600 Clifton Road NE E-29, Atlanta, GA 30333).
· Vimy MJ, Lorscheider F; Intra-oral air mercury released from dental amalgam. J Dent Res 1985;64:10069-1071
· WHO. Inorganic Mercury. Geneva, Switzerland: World Health Organization, International Programme on Chemical Safety. 1991 Vol 118.
· World Health Organization. Environmental Health Criteria. 118, Inorganic Mercury (Friber I, ed) WHO Geneva 1991.
· Yeargin-Allsopp M, Rice C, KarapurkarT, etal. Prevalence of autism in a US metropolitan area. JAMA 2003;289:49-55.
Epson Tuzu Banyosu
EPSOM TUZU (MAGNEZYUM SÜLFAT) BANYOSU
• Sülfatlar ağır metal temizliğine yardımcı olur, bağışıklık sistemini güçlendirir.
• Otistik çocukların çoğunda hem magnezyum hem de sülfatlar düşüktür.
• Magnezyum sülfat suya koyulduğunda magnezyum ve sülfata ayrışır.
• Her iki molekülde deriden emilir. Sülfatın etkisi 7-8 saat kadar sürer.
• Magnezyum sülfat tozunu kaynar suda iyice eritin.
• Küvetin içine dayanılabilecek kadar sıcak su koyun ve içine magnezyum sülfatlı suyu ilave edin.
• Başlangıçta yarım çay bardağı magnezyum sülfat tozu kullanın ve daha sonra tolere ettikçe 1-3 çay bardağına kadar çıkın.
• Yan etkiler: Huzursuzluk ve hiperaktivite olursa dozu azaltın. Banyo suyu yutulursa ishal yapar.
• Küvet içinde en az 20 dakika kalınmalıdır.
• Banyodan sonra isterseniz durulanmaya ve kurulanmayabilirsiniz.
• Magnezyum sülfat derinizde beyaz toz şeklinde kalır ve etkisi devam eder.
• Magnezyum sülfat kimya ve ecza depolarında kilo ile satılır.
Sonuç
Belki herkes farkında, ama konunun yeterince önemsenmediği açık. Otistik çocukların hemen hepsi zehirlenmiş vaziyette ve sorunun önü alınamıyor. Artık konu akademik bir tartışma olmaktan çıkmalıdır. Bu bir halk sağlığı sorunudur ve sivil ve resmi kuruluşlar otizme ya da diğer nöropsikiatrik hastalıklara neden olan çevresel toksinlere karşı mücadeleye başlamalıdırlar. Aksi halde torunlarımızın belki de çocuklarımızın bu Dünya’da yaşama şansı kalmayacak.
Klorofil İçeren Bitkilerle Şelasyon
KLOROFİL İÇEREN BİTKİLERLE ŞELASYON
Kimyasal toksin ve ağır metallerin vücuttan uzaklaştırılmasında klorofilden zengin gıdaların önemi büyüktür. Yeşil sebzelerin ortalama klorofil içeriği % 0.5’den daha azdır. Yosunlar ve çimler (klorella, spirulina, mavi-yeşil alg, deniz börülcesi, buğday çimi, arpa çimi) ise daha fazla klorofile sahiptirler. Yeşil algler içinde en yüksek (%3-5) klorofil içeren bitkiler klorella ve spirulinadır. Bu yosunların %20’sini fibröz (telsi) kabuk, %80’ini ise iç kısım oluşturur.
Toksinler ve ağır metallerin çoğu kandan bağırsağa atılır. Atılan bu zararlı maddelerin bir kısmı dışkı ile boşaltılırken geri kalan kısmı tekrar emilerek kana geçer. Klorella ve spirulinanın fibröz (telsi) kabuk kısmındaki mukopolisakkaritler ağır metalleri, böcekkıranları (pestisid), DDT, hidrokarbon ve polikarbonları tutarak vücutta birikimini önler. Burada bulunan klorofil içeriği zengin otlar ve yosunlar toksinlerin tekrar emilmesini engellerler.
Klorella veya spirulina gibi yosunlar Japonların yosun yemekleri (suşi) gibi çok sağlıklıdır. Çok miktarda vitamin, mineral, amino asit ve diğer besin maddelerini içerirler. Klorella ve spirullinada insan vücudu için gerekli nerdeyse bütün maddeler bulunur.
Klorellada bulunan maddeler
• Yüksek miktar (%58) ve kalitede protein: Bütün amino asitleri içerir.
• Bütün B kompleks vitaminleri (B12 dahil).
• C vitamini
• E vitamini
• Beta-karoten.
• Makromineraller: Kalsiyum, magnezyum, potasyum.
• Mikromineraller: Çinko, selenyum, demir
• Omega-3 yağ asitleri: GLA.
• Mukopolisakkaritler
• Nukleik asitler (RNA & DNA): %13
• Klorofil
• Klorella büyüme faktörü: %18
Klorella veya spirulinanın diğer özellikleri
• Klorella veya spirulina demir boşaltımını artırmaz. Tam tersine demir içerdikleri için kan demir düzeyini artırır.
• Klorella veya spirulina birkaç gün içinde ağız kokusunu giderir; pis dışkı kokusunu da giderir.
• Klorella veya spirulina klorofilaz ve pepsin gibi sindirim enzimlerini ihtiva eder.
• DMSA’dan farklı olarak klorella bağırsakta veya spirulina mantarların üremesini artırmaz. Tam tersine bağırsakta bulanan probiyotiklerin (laktobasiluslar) normalin 4 kat daha fazla üremesini sağlar.
• Klorella ya da spirulina alan kişilerde ilk günlerde gaz, kramp, kabızlık ve ishal gibi bağırsak hareketlerinin artış belirtileri görülebilir.
• Klorella büyüme faktörünün yaşlanmayı önleyici bir etkisi vardır.
• Klorella Büyüme Faktörü (KBF) bağışıklık sistemini güçlendirir, kansere karşı etkilidir.
• KBF ve klorellanın içerdiği yüksek miktarlardaki DNA ve RNA sinir ve diğer doku hücrelerinin tamirine yardımcı olur.
Klorella-Spirullina/Dozaj
• Erişkin bir insan günde üç gram klorella veya spirulina idame dozu olarak yeterlidir.
• 5-7 gram daha etkili olacaktır.
• Ağır metali olan erişkin kişilerde önerilen toplam doz günde en az 10 gramdır; 20 grama kadar çıkılabilir.
• 30 kg bir çocuk için 5 gram, 10 kg'lık bir çocuk için 3 gram uygun olur.
• Spirulina ve klorella benzer özelliklere sahip olsalar da farklı özellikleri nedeni ile kombine edilmeleri daha iyi olabilecektir.
• 2 kısim spirullina/ bir kisım klorella alınması önerilmektedir.
Toksin Temizleme Tedavisi
AĞIR METAL VE TOKSİN TEMİZLEME TEDAVİSİ
Ağır metal ya da toksin temizliği aylar ve hatta yıllar süren bir süreçtir. Deyim yerinde ise bir maraton gibidir. Tedavi çok yönlü olup sabırlı ve bilgili olmak şarttır. Tedavinin ana unsurları şunlardır.
• Çevresel etkenlerin uzaklaştırılması
• Uygun diyet uygulanması
• Sindirim sisteminin düzeltilmesi
• Doğal gıdaların kullanılması
• Bağışıklık sisteminin desteklenmesi
• Vücudun toksinleri temizleme yollarının desteklenmesi
• Doğal veya kimyasal yollarla ağır metallerin uzaklaştırılması
• Hiperbarik oksijen tedavisi
İdrardan Agır Metal Taraması
DMSA İLE UYARILMIŞ İDRARDA AĞIR METAL TARAMASI
Hasta gece son idrarını yapar.
Kilogram başına 30 mg miktarda DMSA'yı tek seferde ağızdan alınır. Maksimum doz 1800 miligramı geçmemelidir (1 tablet=100mg).
Hasta kapsül alamıyorsa, kapsülleri açıp içeriğini asitli olmayan herhangi bir gıdaya karıştırılarak verilir.
Sabah alınan ilk idrar temiz bir cam kaba alınır ve verilen özel örnek kabına en az yarısını dolduracak miktarda aktarılır. Eğer hasta çocuksa ve bez kullanıyorsa eczanelerde satılan idrar toplama torbalarını da kullanılabilir.
DMSA verildikten sonra idrar toplanması için gerekli süre 6 - 9 saattir. İlk 6 - 9 saat boyunca yapılan tüm idrarları bir arada toplanılır ve bu karışımdan alınanı örnek olarak götürülür.
Bu test halen Türkiye’de LS-MS aleti ile İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsünde yapılabilmektedir. Bu test zararlı bütün metalleri (cıva, kurşun, kadmiyum, alüminyum, uranyum vb) gösterirken aynı anda faydalı bütün metalleri de (selenyum, demir, lityum, çinko, magnezyum vb) aynı anda göstermektedir.
Ağır Metal
AĞIR METAL HANGİ YÖNTEMLE SAPTANMALI?
Ağır metallerin varlığını saptamak için, kan saç ve idrardan alınan örneklerin özel yöntemlerle incelenmesi gerekmektedir. Başlıca ağır metal testleri şunlardır;
1. Kanda ağır metal testi
2. Saçta ağır metal testi
3. İdrarda ağır metal testi
4. İdrarda ağır metal testi (DMSA ile uyarılmış)
5. Dokuda ağır metal testi (ağır metallerin porfirin ile yaptığı bileşikler)
Toksik ağır metaller özellikle beyin gibi yağdan zengin doku ve organları seçip orada otururlar. Otistik çocuklar ağır metalleri organ ve dokulardan yeteri kadar hızla atamazlar. Dolayısıyla ağır metaller kana karışmadıkları için yeteri kana, saça ve idrara yeteri kadar geçmeyebilirler.
Örneğin yapılan bir araştırmada normal çocuklardan alınan saç örneklerinde referans aralıklarda (normal düzeylerde) ağır metallere rastlanırken, otistik çocuklarda bu düzey ya çok düşük ya da sıfır olarak saptanmıştır.
Yani hastada ağır metal yükü olmasına rağmen kanda, saçta ve idrarda yapılan ağır metal testi normal çıkabilir, bu da teşhisin atlanmasına neden olabilir. Bu testler ancak son zamanlarda maruz kalınan ağır metali gösterebilirler.
Ancak DMSA gibi bir şelasyon ajanının uygun dozda verilmesini takiben en az 6 saat sonrasında alınan kan, saç ya da idrar örneklerinde toksik ağır metalleri saptamak mümkün olabilmektedir.
Bu nedenle pratikte istenilmesi gereken en doğru test DMSA ya da başka bir şelatörle ile uyarılmış ağır metal testidir.
Bazen ağır metal dokuya o kadar sıkı yapışmıştır ki DMSA ile uyarılan örneklerde bile tespiti mümkün olamamaktadır. Çok sık görülmeyen bu durumda porfirin testi yapılması uygun olacaktır. Çünkü bu test ile doku içindeki ağır metali bile saptanabilmektedir.
Normal gibi görünen kişilerde de ağır metal boşaltımı
Normal gibi görünen kişilerde de ağır metal boşaltımı fazla olabilir mi? Tabii ki olabilir ve zaten olmaktadır da. Bu durum bazı hekimlerde ve hastalarda kuşkuya yol açmaktadır. Yani ağır metal yükünün fazla olması otizmin nedeni olmayabilir mi? sorusunu akla getirmektedir.
Aslında ağır metal değerleri ile klinik belirtiler arasında doğru bir orantı yoktur. Aynı ağı metal düzeylerinde klinik belirtiler hafif (yorgunluk, halsizlik, konsantrasyon zafiyeti vb) olabileceği gibi otizm, Alzheimer hastalığı ya da şizofrenide olduğu gibi çok ağır da olabilir. Bu değişkenlik kişinin ağır metali boşaltma kapasitesi ile ilgilidir. Ayrıca kişinin beyin gelişiminin hızlı olduğu erken yaşta ağır metale maruz kalması da önemli bir etken olmaktadır. Az önce söylediğimiz gibi en ağır belirtiler DMSA ile bile ağır metal boşaltımı yapamayan kişilerde görülmektedir.
Bazen şelasyon uyguladığımız kişilerde 6 ay sonra x ağır metalinin daha da arttığı ve hatta daha önce normal sınırlarda olan bir y metalinin patolojik sınırlara geçtiğini görmekteyiz. Halbuki o sırada hasta klinik olarak daha iyiye gidebilmektedir.
Ağır metal yükü hiçbir zaman normal olarak kabul edilemez! Ağır metaller sıfır olmalıdır, yani sıfırın üzerindeki her değer patolojiktir. Bu nedenle bir X değerinin laboratuar normalleri arasında kalmasının hiçbir garantisi yoktur.
Çok yüksek ağır metal değerlerine sahip olan çocuklarda bile mutlaka, başka etiolojik faktörler de (kimyasal toksinler) araştırılmalıdır.
Otizm Oluş Mekanizması
OTİZMİN OLUŞ MEKANİZMASI
Otizmin başta gelen nedenleri ağır metaller, antibiyotikler ve diğer kimyasal toksik maddelerdir. Diğer nedenler arasında enfeksiyonlar (Kızamık, HHV6, CMV, Streptococcus, Clostridia, Borrelia, Candida) ve beyin kan akımında azalma gelmektedir. Genetik yatkınlıkları (tek-gen polimorfizmleri) nedeni ile bu toksinler ve enfeksiyonlar ile yeterince baş edemeyen çocuklarda bir dizi birbirine bağlı mekanizmaların etkisi ile otizm tablosu oluşmaktadır (Şekil-1).
Şekil 1. Otizmin muhtemel oluş mekanizması
EK: AĞIR METAL KAYNAKLARI
Not bu liste tam değildir, eksikliklerin tamamlanmasında herkese görev düşmektedir. Diğer kimyasal toksinlerin de listelerinin hazırlanması gerekir.
Cıva kaynakları
• Egzoz gazları ve kirli hava
• Böcek ilaçları
• Amalgam diş dolguları
• İçme suları
• Keçe
• Kulak ve burun damlaları
• Bazı aşılar (karma aşı, hepatit B, HiB, grip)
• Kan grubu uyuşmazlığını önleyen ilaçlar
• Kontakt lens solüsyonları
• Çamaşır yumuşatıcıları
• Deniz ürünleri
• Talk pudrası
• Kozmetikler (maskara)
• Ahşap koruyucuları
• Yer cilaları ve parlatıcıları
• Piller
• Cıvalı idrar söktürücüleri
• Elektrikli aletler
• Patlayıcılar
• Fluoresan lambalar
• Boyalar
• Tarım ilaçları
• Petrol ürünleri
• Musluk suyu
Kurşun kaynakları
• Motorlu araçların yaydığı egzoz gazları
• Kurşun borularla evimize ulaştırılan sular
• Kalıcı rujlar
• Vinil okul çantaları
• Ders araçları,
• Duvar boyaları
• Tekstil boyaları
• Oyuncaklar
• İçme suları
• Dökme demir
• Kirli hava
• Porselen veya çelikten yapılmış banyo küvetleri
• Piller
• Konserve gıdalar
• Kimyasal gübreler
• Toz
• Endüstriyel bölgelerde yetişmiş gıdalar
• Saç boyaları
• Kurşunlu cam
• Böcek öldürücüler
• Sigara dumanı
Alüminyum kaynakları
• Pişirme kapları
• Folyolar
• İçme suları
• Antiasitler (mide ilaçları)
• Aşılar (Pnömokok, Hepatit A, HPV)
• Deodoranlar
• Tamponlu aspirin
• Gıda katkıları
• Rujlar
• Konserve edilmiş asidik yiyecekler
• Bazı ishal ilaçları
• Bazı hemoroit ilaçları
• İşlenmiş bazı peynirler
Arsenik kaynakları
· Kirli hava
· İçme suyu
· Balıklar
· Böcek öldürücüler
· Tarım ilaçları
· Endüstiriyel et ürünleri
· İşlenmiş bazı metaller
· Deniz ürünleri
· Özel cam ürünleri
· Tahta koruyucuları
Kadmiyum kaynakları
· Sigara dumanı
· Kirli hava
· Kadmiyumlu topraklarda yetişen bazı meyve ve sebzeler
· Böbrek, karaciğer, tavuk gibi et ürünleri
· Böcek öldürücüler
· Karayollarındaki tozlar
· Nikel-kadmiyumlu piller
· Boyalar
· Fosfatlı gübreler
Nikel kaynakları
· Elektrik düğmeleri
· Aydınlatma gereçleri
· Seramik
· Kakao
· Soğuk saç perması
· Yemek pişirme kapları
· Kozmetik ürünler
· Metal paralar
· Diş malzemeleri
· Bazı çikolatalar
· Margarinler
· Endüstriyel alanların yakınında üretilmiş gıda ürünleri
· Saç spreyleri
· Endüstriyel atıklar
· Süs eşyaları
· Metal rafinerileri
· Metal eşyalar
· Nikel-kadmiyum piller
· Ortodonti malzemeleri
· Şampuanlar
· Musluk suyu
· Fermuarlar
· Sigara dumanı
Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız
Mutluluk Duyarız